Botoks: Kırışıklıkların Ötesinde Yüzün Dengesi ve Doğal İfade
- Görüntüleme: 13
Botulinum toksin, çoğu zaman kırışıklık giderme işlemi olarak algılansa da, doğru uygulandığında yüzün dengesini koruyan ve mimikleri bozmadan estetik görünümü destekleyen bir yaklaşımdır. Doğru doz ve teknik, doğal sonuçların temelidir.

Botulinum toksin ( bilinen tabiri ile “ Botoks” ) , çoğu kişinin zihninde yalnızca kırışıklıkları açmak için yapılan bir işlem olarak yer ediyor. Oysa benim bakış açımda bu uygulamanın asıl gücü, cildi korumasında ve yüzün doğal dengesini bozmadan estetiğini artırmasında yatıyor. Yoğun mimik kullanan kişilerde kaş ortasında ya da göz kenarlarında derinleşen çizgiler vardır. Bunlar zamanla kalıcı hale gelir. Botulinum toksini yalnızca bu çizgiler oluştuktan sonra açmak için değil, aslında çizgiler derinleşmeden önce, yani cildin hasar almaya başlamadan korunması için de uygulanır.
Burada önemli bir nokta da yüzün dengesi. Kaşların, gözlerin, alın kaslarının uyum içinde çalışması gerekiyor. Eğer botoks yalnızca kırışıklıkları açmak için düşünürsek, bazen istemediğimiz sonuçlarla karşılaşabiliriz. Örneğin, göz kapağı zaten kirpiklerin üzerine düşecek kadar düşükse, toksin uygulaması sonrası kişi çoğu zaman kapağında “ağırlık” hissettiğini söyler. Bu hissin oluşmaması için alın bölgesinde bazı küçük noktalar vardır; ancak bu noktalara enjeksiyon yapılmadığında da bu defa başka bir sorun doğar. Kaş ortası fazla yukarı kalkar ve kaşın hemen üzerinde küçük bir bölgede yatay çizgiler kalır. Ortada üçgenimsi bir açı, bir “çatı” görünümü çıkar. Halk arasında “martı kanadı” denen bu ifade, yüzün doğal estetik görünümünü bozar.
Aslında burada mesele, botoks ile çözülecek bir konu değildir. Eğer üst göz kapağındaki deri, kirpiklerin üzerine kadar düşüyorsa asıl sorun deri fazlalığıdır. Bunun çözümü küçük bir cerrahi operasyondur. Abartılacak, gözde büyütülecek bir işlem değildir; çoğunlukla lokal anesteziyle kolayca uygulanabilir. Böyle bir operasyon sonrasında botulinum toksin çok daha sağlıklı ve estetik sonuç verir. Çünkü bir çizgiyi azaltmak uğruna başka yerde yüzün doğallığını bozmak bana göre doğru bir yaklaşım değildir.
Bir diğer önemli konu da botoksun doz ve uygulanma şeklidir. Normalde bilimsel olarak etkinlik süresi 4–6 ay arasındadır; ancak son yıllarda bu sürenin daha kısa sürdüğünden şikâyet eden çok kişi var. Bunun en önemli nedenlerinden biri, bir flakondan daha çok kişiye işlem çıkarabilmek için gereğinden düşük dozların kullanılmasıdır. Dozu düşürmek, hem etkinin kısa sürmesine hem de uzun vadede botulinum toksine karşı direnç gelişmesine yol açabilir. Çünkü sık aralıklarla ve düşük dozlarla yapılan uygulamalar vücudun antikor üretmesine zemin hazırlar. Tabii ki bu ilaç uzun yıllardır kullanılan, güvenilir bir üründür; ancak toplumsal ölçekte de ufak ufak direnç gelişebildiği bilinmektedir. Bu nedenle zaman içinde dozlarda değişiklik yapılması gerekebilir. En doğrusu, kişinin kas yapısına ve ihtiyacına uygun, yeterli miktarda ürünün kullanılmasıdır.
Unutulmaması gereken nokta şudur: Botoks , sağlığı doğrudan ilgilendiren tıbbi bir işlemdir. Etkili ve güvenli olabilmesi için mutlaka ehil ellerde, bu konuda eğitimli ve güvendiğiniz kişiler tarafından yapılmalıdır. Aksi halde kısa vadede etkisiz sonuçlar, uzun vadede ise toksine karşı direnç ve ciddi memnuniyetsizlikler doğabilir.
Sonuç olarak benim için botoks bir “çizgi silici” değildir. Bu işlem, yüzün mimiklerini dengeleyen, ifadeyi koruyan, cildi koruyup geleceğini planlayan bir yaklaşımın parçasıdır. Doğru kişide, doğru dozda ve doğru teknikle yapıldığında, kişiyi daha sağlıklı, dinç ve doğal gösterir.






